| Yüzünce anladım |
| Pazartesi, 25 Ağustos 2008 | |
|
Yaşayınca anladım için nazire bu, doğrudur. Çünkü evet suyun iyileştirici gücüne inanan bir Kızılderili oturan boğası kadar beş duyuma bıraktım kendimi… Kokladım, tattım, kızımın başı çenemin altında uyandım her sabah, duydum sessizliğin ne olduğunu ve elbette gördüm. Beş duyunun ne olduğunu kendime ve okuyana hatırlattığıma göre yine iyi mi kötü mü bilinmez bir haber vereyim. Orası var! Hani radikal bir dalışla yaşamaya başlayacağımız balıkçı köyü var ya işte orası… Siz zaten kendinizin olanı bulmuş olabilirsiniz, benim derdim de akvaryum sudan ve badem ağaçlarının beyaz çiçeklerinden bahsetmek değil. Ben bizim gibi ‘ normallerin’ ancak tatilden tatile hayalini kurduğu ve sonra da o çok doğru (!) hayatlarının vidalarını sağlamlaştırdığı zamanlarda o bildik hayali çatır çutur gerçekliğiyle yaşayan insanlardan bahsetmek istiyorum. O insanlardan epey var, hani akıllı olduklarına inanmanın içten gelmediği… Kendimi şiddetle tenzih ediyorum ve ister övünme ister salaklık sayılsın, hayatım boyunca çıkıntı addedildim. Bu yüzden bana göre bu tür ‘arkadaşlarımla’ bir arada bulunduğum balıkçı köyü benim dünyamdır. İsim vermemem de burada önemli olanın mekân değil yaşanan olduğuna inanmamdır. Heyt be bre pehlivan kanımın yarısı Ege… Bu sevgili arkadaşlar hantal gövdeli yaşamlarıyla ‘mavi ’ tekne turuyla yanından geçmiyor o hayatın, yaşıyor. Ve bence ‘normallere ’ acımayacak kadar hava ve suyla ilgililer… Hâlbuki bizlerin ne çok vakti var değil mi onlara acımak için… “Ay çoluk çocuk mu yapmamışlar, yaptılarsa nasıl bırakmamışlar, bırakmadılarsa nasıl oralara getirmişler ” Neyse ya artık midem dayanmıyor, kalbimi bırak. Yüzerken düşündüm. İnsan gerçekten suya bırakabilir. Hayır, canım tabi ki duygularını…Bir hayaliniz olur ya da olmaz. ( Ama mümkünse olmayanlarla tanışmayım bile…) Ve tabi ki o hayal paylaşılırsa tadından yenmez. Hele bir gün kavuşulursa o gün ölünse gam yenilmez. Esas gariplik şu, ben bu sefer yüzerken birçok kez ölsem gam yemem diye düşündüm. Bulunduğum koyu, bir göl haline getiren dağların üstümde yarattığı etki, ana rahmine dönüş müydü bilemem ama kıyıda bebeğiyle oynayan evlada rağmen ben orada öldüğümü ve dirildiğimi düşündüm. Çünkü ölümden gerçekten hiç korkmadığında esaslı yaşıyorsun. Tüm bu derin düşüncelerimi, dibini görmediğim -30 metre olduğu söylenen- deniz cenahında bırakıp her gün yaptığım gibi eski İngiliz teknesinde tek başına yaşayan 80’ine merdiven dayamış albaya baktım. Çalışıyordu, ne yaptığının önemi yoktu sanki… Yüzerken ibadette olduğumu düşünmem gibi bir şeydi. Hani ağustos sıcağında o yaşta bir emekli albay koca teknede fıtır fıtır ne üzerinde çalışırdı.O cana can katan yemek yeri sahibi hemşerim,8 sene önce de oradaydı. Hala orda ve aynı… Üzgün biraz çünkü artık yeri de yerinin bulunduğu köy de pek tanınıyor. Derdi çok para değil keyif, 15 yıllık sevgilisiyle kasım ayını teknede yaşayıp hiç konuşmadan geçiriyorlar. Mezeleri meze değil, akıllara ziyan nesli tükenmiş Hido, hesabı isteyince kıl oluyor. Hani nerden sardım bu işleri başıma der gibi… Sabah kahvaltısı vererek de karnı doyuyor. Yüzerken anladım. Bu hayali size kurdurtan biri olmuş olabilir. O sonra aslında hiç olmamış da olabilir. Sadece siz olabilirsiniz. Önemli olan o hayalin sizin olmasıdır. Mülkiyetten değil tamamen keyiften, tutkudan… Nitekim ben bu oldukça sakin görünen insanların ciddi tutkuları olduğuna bizzat şahit oldum. İyi haber kötü habere denizden bir dalga daha… Bu yazının sonunda önemli olan içinizdeki balıkçı köyüdür diyeceğim sanılıyorsa ha-hayt gülerim. Herkes evinde kaynarken buralarda, bizim albay o tarifsiz ferahlıkta, yıldızlara bakarak çayını yudumluyor. İçinizdeki köy yanıyor. Denize rağmen… Banu KATİPOĞLU 25.08.2008 |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
| Anasayfa |
| Arama |
| Bize Ulaşmak İçin |
| Forum |
| Etkili İnsan olmak |
| İletişim Becerileri |
| Yaklaşımı Denetleyebilmek |
| Stres Yönetimi |
| Motivasyon |
| Kişilik Testleri |
| Esra Bulutlar |
| İçimizden Biri Yazdı.. |
| Bilge Hikayeleri & Metaforlar |