| Hüzünle ilgili |
| Pazartesi, 05 Mayıs 2008 | |
|
‘En iyisi kanunla bir hüzzam taksimidir’ dedim. Kendime… Aklıma Zülfü Livaneli’ni şarkılarından birindeki kadının hali geldi.O şarkı Nazım Hikmet’in de şiiridir. Saat dört yoksun. Saat beş,yok. Altı yedi ertesi gün Daha ertesi Ve belki kimbilir. .......... Şarkıda ona aşkını anlatırken, kadının aslında ‘fasulyenin niye hala pişmediğini’ dert ettiğinin farkındadır. Neden bilmem bu şarkı geldi aklıma...Üstelik yıllardır dinlemiyorum. Ben hüznü anlatmak istedim.Hatta bir kızım daha olsa adını ‘Hüzün’ koyacak kadar istedim.1.hüzün hikâyesi: Annemi aradım. Fonda hüzzamlar ardı ardına patlıyordu. Kanun taksimine tamam kalbimiz dayandı da, bu klarnet de ne kardeşim inim inim … Annem bana Karadeniz’den bildirdi. Arkadaşım haklı annem bir kaçkın; çok iyi niyetli, fedakâr ama kaçkın… ‘Şu anda Akçaabat köftesi yiyorum kızım, birazdan Sümela manastırına gideceğiz, sonra orada şu şu yöreselleri yiyeceğiz. Çooook güzel çoook…’ ‘Anne yemekten başka?’ ‘Ahhaaaa bakın kızlar Banu ne diyor, hep yemek hep yemek, hahahahaa… Sen ne yapıyorsun evladım?’ ‘ Mayıs geldi anne bildiğin gibi dünya ya, poyraz var, hava biraz da kapalı , ‘‘pişman olur da bir gün …’’ çalıyor, ütü falan yaptım, yemek... Ne güzel Karadeniz, glup…’ Hüzün tabi ki sarı yaprak ve sonbahar değil ya da bir yalnızlık şiiri… Benim canımı bu hoşsohbet içindeki hüzünler mahvediyor. Mesela… Kapattın telefonu, ne halt edeceksin? ‘Anneeaaaaa geeeeel, mantı yapalım, fasıl yapalım, gülelim anneeeeaaa… Bir de ne var biliyor musun ; ‘‘Ömrümüzün son demi sonbaharıdır artık’’ diyor adam… ‘Pop star alaturka filan, haa? ’ 2.hüzün hikâyesi: Dım tıs dım tıs bir Nişantaşı gecesi… Pırıltı, makyajlı güzel kızlar, mohitolar… Ama önceden uyarılmışım. ‘Canım ya, birbirine âşık âşık bakan iki salakla bir geceye dalmak istemezsen söyle tamam mı? ’denmiş… Soruyu soran sıkı dost, kendisiyle Fizan’a giderim. ‘ Hadi canım sen de, yürü bebeğim pantülünü görelim.’ demişim… Birkaç senedir keyfini abarttığım yerlerden birinde bekliyorum. Okuyorum. Sonra arkadaşım geliyor, güzel topuzu makyajsız beyaz yüzü… Onu sevmekten bir kez daha gurur duyuyorum. —Sonra sanki Beethoven çalıyor. Hayır, sadece şizofreni… Çalmıyor. O hala bir kır otelinde, boş bir odada ve kışı bekliyor. O hüznün anası… Babası ölmüş. Yetim ve güçlü… Sonra ikinci âşık geliyor. Evet, bir filmde gördüğüm parlayan yıldız gibiler… Bir dünya var elbet yaşadıkları, avuç içlerini gezdiriyor yüzünde kızın, ben elim çenemde seyrediyorum. Gülüyorum. Hangi salak bunu kaçırmak ister ki… Aşk! Yaşamak kadar seyretmekte güzel ve yeter ki benim seyrimden rahatsız olmasınlar… Atasözüm o geceden, şahsen uydurdum; ‘Sevgili kötü, dost iyi günde belli olur. ’ Nedeni çok açık… Sevgili hep ihtiyaç duyulandır, doğrudur, ama en zoru en olmadık zamanda ona duyulan ihtiyaçtır hatta o ihtiyaç değil resmen kalp krizidir. Bittiğinde ya da buna benzer başka bir zamanda… O zaman elini tutmuyorsa, katli vaciptir. Arkadaş iyi günde de seninle gülebilendir, içtenlikle… Arkadaşın çoğu kötü günde yanındadır.- Allah göstermesin- … Mühim olan o çok mutluyken ve sen pek de mutlu değilken ona sevginden kaptırıp gülebilmek,onunla olabilmektir.. ( Sırıtmak değil... ) 3. ve 4. hüzün hikâyesi: Trafikte bekleşen arabalar...Değişmez hüzün hikayem... Annem aradı.Artvin’e varmışlar.Mutlaka görmem lazımmış. |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
| Anasayfa |
| Arama |
| Bize Ulaşmak İçin |
| Forum |
| Etkili İnsan olmak |
| İletişim Becerileri |
| Yaklaşımı Denetleyebilmek |
| Stres Yönetimi |
| Motivasyon |
| Kişilik Testleri |
| Esra Bulutlar |
| İçimizden Biri Yazdı.. |
| Bilge Hikayeleri & Metaforlar |