| Horton |
| Pazartesi, 28 Nisan 2008 | |
|
Bu bir filmin ve filmdeki filin adı… Aramızdaki ilişkiye gelince, sahne şu: Yağmurlu bir cumartesi sabahı, beş yaşını doldurmak üzere olup da sinemaya henüz giriş yapmamış bir kız evladı ve onun aklıevvel annesi…
Ama kahvaltılarını her zamanki gibi sabahın köründe yapmışlar. Genç kadın umutsuzca gazeteyi eline almış ve sevimli fille göz göze gelmiş. Umutsuzluk; havanın verdiği kısıtlı şartlardan ve elbette annelik görevlerinden… Yoksa bu havada kim bilmez ki; yorganın altından bir filme bir kitaba bir dergiye bakıp, arada bir köpüklü kahve içip, bayılıp bayılıp ayılmayı… (Hadi oradan! İmkânın olsa da vaktin olmaz!) Neyse… 115 cm.lik karar merciinden, ‘sinemadan önce yarım saat inşaata uğrama’ sözü alınır alınmaz, hazırlanılmış. Kot pantolon, bir toka ve ceketten bahsediyoruz. Anne-kız deyince, hani yanlış anlama olmasın! İnşaata uğrama mevzusunun yazıya giriş nedeni ise, elbette olağanüstü çocukça bir yaklaşım anekdotu sunacak olmak… Hep sevmişimdir kaynak işini. İçimizde kalan bir havai fişek sevinci mi, nedir? Benim yavru hem kaçtı, hem gözünü alamadı ve dedi ki: “Anne bunlar baloncuk gibi, hani elinle karıştırıp köpüğüne üfleyip baloncuk yaptığın alet var ya, onunla yaptıkların gibi…” Ben de tabii orada bırakmadım benzetmeyi, beyaz kıyafetli kaynak ustaları gökyüzünde uçuştular, Frank Sinatra’dan ‘Fly me to the moon’ eşliğinde… Ateş parçaları, pamuklara ve köpüklere dönüştü. Anne ve kızı, kocaman olan köpüklerden birinin içine girdiler ve yağmuru seyrederek Beyoğlu Atlas sinemasına vardılar. Horton’ a yakışır bir anne ve yavru olarak 12 seansının medar-ı iftiharları, sadece ikisine ait olan dev salonda koltuklarına kuruldular. O noktaya gelene kadar, yüzlerine ıslık çalan yağmurla, neredeyse bomboş sayılacak İstiklal caddesinde elele yürüdüler. Ha, bir de deli birkaç adam vardı, mesela biri şortunu giymiş koşuyordu. Selamlaştılar. Haliyle… Yaşı ilerledikçe rahmetli babası gibi dalgınlaşan anne, salona girme yolunda kahvesini merdivenlere, evladının montuna ve son olarak eline döktü. Hâlbuki o sırada birini ilk defa sinemaya getiren biri gibi gururluydu kadın. Patlamış mısırın film başlarken değil de, arada alınması hususunda içerikli bir tartışma yaparlarken; yer gösterici alamadığı bahşişin gıcıklığıyla bakarak, kapı perdesini çekti. Bahşiş yoktu çünkü el yanmıştı kahveden, acı vardı. Tüm bunların bir nedeni vardı, başımıza gelen her şeyin bir nedeni olmasa da, bir sonucu olduğu gibi… Sevgili arkadaşlarımdan birinin seneler süren ısrarlarına rağmen animasyon çizgi filmlerinden hiçbirini başından sonuna seyretmedim. Yüzüklerin Efendisi’ni de okumadım. İnat ediyorum. Ediyordum. Geçmiş olsun! Bu neeeeeee? Bu nasıl bir hayal gücü... Evlat dağıldı, arada geziniyor, ben lunaparkta gondola binmiş tıfıl gibiyim. Koltuğa mıhlandım. Neymiş efendim, bir çiçeğin üzerinde bir benek var, pireden küçük. Orada bir dünya var. Bizim Horton bu çiçek elindeyken o benekten bir ses duyuyor. Bunu da kozmik bir mucize olarak adlandırıyor. Sonra bizi o dünyaya götürüyorlar. O dünyada 96 adet kızı olan bir belediye başkanı var, ben artık başka ne söyleyeyim. Yaratıklar da daha önce başka bir çizgi filmde hiç görmediğim cinsten, benzetme yapamayacağım. Arada mısır aldık, zevkten avucumla ağzıma tıkarken onları, beni sinemaya getiren kızım (!) uyardı: “Anneee yavaş ol!” Horton benek üzerinde hayat olduğuna inanmayan arkadaşlarına dedi ki: “Şu an başka birileri için biz de böyle bir benek olabilir miyiz acaba?” Gökyüzüne baktı. Koştu koştu, çiçeğe güvenli bir yer bulmak için ve yorulmayışına şaşırdı: “Aaaa! Evet, anlıyorum; gerçek bir amacım var artık, bu yüzden yorulmuyorum” bile dedi. Sinemadan çıkarken son bir hamleyle, evlada 1940’lardan kalan bir sinema makinesini işaret ettim: “Bak kızım, eskiden film gösteren alet… Sakın ‘Yenisi nasıl?’ deme!” Ana fikir ve: Bu dünyanın içinde binlerce başka dünya var. Dünya bir benekken kendi içinde sayısız benek var. Çocuklarla geçirilen gerçek (!) vakitlerde bunun en güzellerinden birine şahit olabilirsiniz. Kaynak ustaları beyaz giysileriyle dans edip karkas yaparken köpüklerin içinde, Beyoğlu’nda bir fil, bir anne, bir kız, çiçeğe güvenli bir yer arayabilir. |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
| Anasayfa |
| Arama |
| Bize Ulaşmak İçin |
| Forum |
| Etkili İnsan olmak |
| İletişim Becerileri |
| Yaklaşımı Denetleyebilmek |
| Stres Yönetimi |
| Motivasyon |
| Kişilik Testleri |
| Esra Bulutlar |
| İçimizden Biri Yazdı.. |
| Bilge Hikayeleri & Metaforlar |