| Ferrari gören bilge |
| Salı, 20 Mayıs 2008 | |
Üç dört sene önce çekirdeğini rasgele fırlattığım erikten yiyorum. O, bahçenin bir kenarında öylece tutmuş, büyümüş. Pembe, baş döndürücü, kokulu sarmaşık güllerin arasında duruyor. Hemen yanı başında bir başka cinsten erik var. O da rastgelenlerden… Onu da ben mi yemiştim, bilmiyorum, önemi yok. Burada birçok şeyin pek önemi yok. Kent yaşantısında alışageldiğimiz normallerden uzak muhabbetler dönüyor. Sık sık ne diye kent yaşantısı var diye düşünüyor insan… Hayatın ne olduğunu sorgulayalım diye mi?‘Bir dilim daha kek yesem mi, yemesem mi?’ ‘Akşama oturtma var bir de köfte, çorba… Yanına makarna yapalım mı?’ Sütten tavuk göğsü mü, puding mi yapsak Banu, hee ?“Şu kadının beş çocuğu var.” “ Şunun kocası üstüne iki tane daha almış.” “ Kocası geldi buranın otlarını biçti.” “Salıncağı boyamak lazım…” ‘‘Napıyonuz gız?’’ “Oturuyoz.’’“Pancar çapası yapılıyor.” “Çayırlar biçiliyor.” “Bahçelere sebzeler ekiliyor.” “Şu gelin hamile, bu gelin değil, niye değil?” Muhabbetler ağızda sakız daha ziyade, ofis odalarında boğazımıza düğümlenen, midemize yumruk gibi inen konuşamama halleriyle elbette hiç ilgisi yok.Ben de burada bir geçici sakin değilim. Çocukluğumdan beri her metresinde hayallerim, sevinçlerim, gözyaşlarım var bu toprakların. (Niye coştum, bilmiyorum. ) Esas soru şu; çoğumuzun hayali ‘bir gün her şeyi bırakıp bir köy ya da sahil kasabası yaşantısı kurmak’ en baş geyik mi? Aslında alışkanlıktan öte seçim mi bu yorucu yaşantılar? Yani sahiden şeytan azapta mı gerek? Bir şeyden mi kaçıyoruz? Bu güzel nefesleri her çektiğimde içime ve aslında artık hayal kurmayı bıraktığımı fark ettiğim şu anda yine aynı şeyi düşündüm. Yıkanmak için ille de kirlenmek mi lazım?Dinlenmek için yorulmak mı? Belki pisiz belki yorgun… Birinin ya da vücudun ‘dur’ demesi mi lazım…Bunun için şehri terk edemeyeceğimizi etsek de gideceğimiz yerlerin sırada bizi beklemediğini biliyoruz. Çocuklar yaptık, okullara saldık, evler aldık, eşyaları koyduk, arabalar, vergiler, işler, işler, işler… Yüce divanlar bize böyle bir iki gün izinler verecek, hafta sonu gidilecek yakın yerlere dikeceğiz gözümüzü, öyle mi? Tam şimdi bir tavuk geçiyor yanımdan. Ben bir kütüğün üstüne oturuyorum, ağacın altında…Yerde bir şey aranır gibi yapıp bana bakıyor yan yan. Bunda gözünün yanda olmasının da etkisi var kuşkusuz. Gülümsüyorum ona… ‘Hadi oradan’ diyor sanki. Gidiyor.Feci bir mutluluk içimi sarıyor. Kızım bile mucize gibi duruyor otların içinde. Ben anlamadan tomurcuklanıp vücudumdan kopmuş ve orada büyümüş bir gül… Ama koyunlar gibi kokumuzdan tanıyoruz birbirimizi, çene altımızdan… Niye birkaç tane daha tomurcuklanmamışım diye hayıflanıyorum.Hayat darbuka davulla yaşanan bir cenaze galiba… Çoğumuzun hayali olmayacak, kimse elinin kolunun nerelerden bağlı olduğuna aldırmadan en fazla uzun tatillerle teselli edecek kendini. Kaçmayı o sanacak. Gerçeklerden kaçmayı, sakin olmakla karıştıracak. Hayallerin hayal olarak kalmasının doğruluğuna kanaat getirecek. İyi de yapacak. Ben de tam şu tavuktan farkım olmadığını anladığım andaki mutluluktan bahsedecektim yine. Tavuk olalım. Allah insana niye akıl verdi? Debelenip debelenip tavuktan farkı olmadığını anlasın diye… Herkes birbirine iyi dileklerini tavsiyelerini iletiyor. Kendilerine kabul ettirmek istediklerini yüksek sesle bildiriyorlar, öğütlüyorlar. Ya ağızlarından çıkan lafı hiç önemsemiyorlar ya da bir laf etmeye ödleri kopuyor.Yeşil, gözü dinlendiriyor. Mavi, kutsuyor. Müzik hep olduğu gibi hep var. Çingene çalgıcılar gibi elimde öten bilgisayarla bahçede takılıyorum. Tavuklarla erikler tatil yapıyor.Tabiat çıldırdıkça ben rahatladım. Kokular karıştı. Bütünleştiğim kütükten kalkıp gerindim.Ve ferrari geçti yoldan. İki arabanın karşılıklı zor geçtiği köy yolundan uğultu ve bağırtı içinde, geçti! Sonra bir daha bir daha geçti. Nedenlerin nasılların bir önemi yok. Mesele şu öğle sıcağında kuş sesleri içinde ineklerin ve koyun sürülerinin ağır ağır ve gübrelerini bıraka bıraka geçtiği yoldan, simsiyah, camları renkli bir teknoloji harikasının hızla geçmesi… Üç gün tatil yaptı diye kendini bilge zanneden bu şahsın elindeki erik çekirdeğine bakakalması…Neymiiiiş? Allah insanların planlarına bakıp gülüyormuş.Şaşırmak için gri siyah ve sahte renkli medeni hayatlarımıza ihtiyaç yokmuş. Bir erik daha yiyelim.Rasgele… |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
| Anasayfa |
| Arama |
| Bize Ulaşmak İçin |
| Forum |
| Etkili İnsan olmak |
| İletişim Becerileri |
| Yaklaşımı Denetleyebilmek |
| Stres Yönetimi |
| Motivasyon |
| Kişilik Testleri |
| Esra Bulutlar |
| İçimizden Biri Yazdı.. |
| Bilge Hikayeleri & Metaforlar |