| Çın çın |
| Pazartesi, 09 Haziran 2008 | |
|
Tam 10 sene önceydi. Ankara’daydım. Küçükken okul gezisiyle anıtkabire gitmişliğin dışında, bir yakınlığım yoktu şehirle. Ama büyük bir şevkle ve nerdeyse yurtdışına okumaya gitme heyecanıyla binmiştim uçağa. Bu benim ciddi manada ilk iş tecrübem olacaktı.
Kız başına(!) ve kız başı için uzun sayılacak bir süre, başka bir şehre çalışmaya rahatlıkla gidebileceğim konusunda zor ikna ettiğim, sayın mimarlık ve inşaat taahhüt firması yetkililerinin sallantılı kararları sonrası, otel odasının duvarlarına iştahla bakmaktaydım.İnşaat, bir banka genel müdürlük binası olacaktı. Hemen koşmaya başladım. Şaka değil, işi tam olarak bilmediğim için sekiz katlı binanın merdivenlerini günde seksen defa inip çıkıyordum. Arada birileri beni yanına alıp havalı havalı iş anlatıyordu. Onlar da şaşkındı ama ben bu yazıyı ‘kadınlar tır kullanılır mı’ iddiasına dönüştürmek istemediğim için, o detaylara girmeyeceğim. Ayağıma paslı çivi de girdi, lahmacunla bira da içtim, epeyce azarlandım da, sigara ucundan sigara yakıp bitirimlikte yaptım. 25 yaşında şantiye sorumlusuydum, şoförüm bile vardı. Ama ben onun nasıl kullanılacağını bilmediğim için kendisinden beni almaması için ricada bulunup, kulağımda walkman, Cinnah yokuşunu tırmanıyordum her sabah. Ankara’yı sevdim. Düzenini sevdim. Kızkardeşimin İstanbul Beşiktaş’taki öğrenci evimizden gelen sesi bile tozluydu sanki. Onu sık sık arayıp, kitaplarımın düzenli olup olmadığı konusunda bilgi de alıyordum! Son zamanlarda ben soruyu sormadan ‘ablaaaaaaaa!’ deyip kapatıyordu, bilgiyi alamıyordum. Arada derede o da geldi hafta sonları, gezdirdim. Ama en çok yatağa uzanıp, odaya yemek söyleyip, klimayı rüzgâr niyetine kullanmayı sevdik. Havuz vardı. Bu bizim ilk ve çok lüksümüzdü. Aylar, her günü dolu, yoğun ama zevkli geçti. İnce işin tam olarak ne manada olduğunu bilmezken en azından onları ne sırada yaptırmam gerektiğini öğreniyordum.Sahaflar keşfedip, yeni eserler depoluyordum bir yandan. Otel odasında şifoniyerin üzerine dizip seyrediyordum. Vazgeçilmez manzara… İnşaatın karşısındaki pastaneye oturup, şiir yazı -Allah ne verdiyse- döktürüyordum. Saklamışım onları, geçenlerde baktım. Hiç de utanmadım yani. Ben o zaman mesleğime adım atmışım. Bilmiyordum. İnsan işini gerçekten keyifle yaptığı zaman diğer keyiflerine vakit ayırabilirmiş. Keyifle yapılan her iş önünde sonunda yanakları kızartacak teşekkürler getirirmiş.Yaz bitiminde bina da bitti. Ben son ana kadar bunu anlamadım. Ya da bitmenin ne anlama geldiğini… Ta ki kapıda duran yeni güvenlik görevlisi bana ‘ne vardı?’ diyene kadar…Geçtim benim pastaneye… Bir güzel ağladım. Kaç çeşit tatlı varsa yedim. Pastaneden aldığım küçük kâğıtlara bir şeyler yazdım. Öfkelendim. O binanın her yerinin seramik renklerinden, derz dolgularından, kötü boya kestirmelerinden, geciken giriş saçağından benim haberim vardı. Şu cephe doğramaları gelmeden, gecenin 12’sinde döşemeye oturup ayaklarımı sallandırmışlığım vardı. Formaliteden bir iki gün daha kaldım Ankarada. Eziyet gibiydi. Çantayı yüklenip döndüm İstanbul’a. Döndüğüm akşam bir tur da evde ağladım. Gerçekten tozluydu etraf, kitaplarımın düzeni de hiçbir şey ifade etmiyordu. Kardeşim yoktu. Şimdi, işte şu son günlerde, öyle birdenbire aklıma geldi.Bazen unutmaz ama düşünmezsiniz de... Arkadaşlarınıza anı diye bile anlatmaz, anlatsanız da başkasıymış gibi üstünden geçersiniz. Kırmızı şarap kadehinin arkasından bana göz kırpan Ankara’ya , benim sekiz katlı binaya , bu anın sebebi, öfkelenmeden bitirdiğim yeni işe ve altındaki çivi deliğini tamir ettirip atmaya kıyamadığım ayakkabılara istinaden, ‘hadi bu geceye’ diye kalkan kadehlere ben o kız için ‘çın çın’ yaptım. Bilmiyorum, masadakiler, gerçekten geceye mi ‘çın çın’ yaptı. |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
| Anasayfa |
| Arama |
| Bize Ulaşmak İçin |
| Forum |
| Etkili İnsan olmak |
| İletişim Becerileri |
| Yaklaşımı Denetleyebilmek |
| Stres Yönetimi |
| Motivasyon |
| Kişilik Testleri |
| Esra Bulutlar |
| İçimizden Biri Yazdı.. |
| Bilge Hikayeleri & Metaforlar |