| Bayramdan hislenen insanın hisli kuramları |
| Cuma, 26 Eylül 2008 | |
Kendinizi ait hissettiğiniz bir yer var mı? Varsa çok şanslısınız, yoksa ve arayış içindeyseniz de şanslısınız, umudunuz var. Bulup kaybettiyseniz, hatıranın değeri var. Yola çıkın.
Belki artık yoklar, belki on sene, belki daha yakın bir süre sonra olmayacaklar. Anneniz, babanız, amcanız, teyzeniz… Ama sahil şeridi hep olacak. Çocuğunuzun belleğinde, dedesiyle kucaklaştığı ve bayramın aslında o anlama geldiğine dair bir iz kalacak.Sevdikleri rakı mı? Çayla kek mi? Bir orta kahve mi? Karşılarına oturun. Bir sorun bakalım. Küçükken nasıl bir çocukmuşsunuz, yavrunuzun neleri size benziyormuş. Hatta anneniz, yedi yaşında ne yaparmış? Dersleri nasılmış?Birlikte güzel bir yemek yiyin. Girin mutfağa, salata yapın ama içine başka bir şey koyun, sarımsak doğrayın, karabiber ekleyin. Tamam, eklemeseniz de olur. Eski fotoğrafları çıkarın, hikâyelerini dinleye dinleye gezinin üzerlerinde. İnsan bazı hikâyelerden hiç sıkılmaz. Yaşıyorlarsa; dedeniz, büyükanneniz… Pişman olma beceriniz de varsa, hani olmadan… Sevdiğiniz bir arkadaşınızla işi asın bir gün, mutlaka. Sultanahmet’e, Süleymaniye’ye gidin, turist gibi gezip, gözleme yiyin. Fotoğraf çekin. Sonra şarap için ama… Tarihi dokuda sarhoşluk başka, meyhaneye benzemez, çarpar adamı. Çarpılın. Yalnız, gezinin sonunda yapın bu işi. Süleymaniye size, birkaç doz verecektir zaten. Caminin kendisi ve o muhitin ara sokakları, kafanızı karıştıracak, kefilim. Oradan çıkıp, Beyoğlu’na gidin. Üşüyün biraz. Yola çıkın. ( Karayolları linç edecek beni…)Sapanca’ya gidin. Maşukiye’de balık yiyin. Elbette rakı için.( Yeşilay çarpacak beni.) Yeşilde yürüyün. Toprağın tozuna bulanın.Hafif sallantılı kafayla, yanınızda kim varsa girin koluna. Dokunmak mucizevî bir ilaçtır, umulmadık etkileri vardır. Sevdiğiniz dergileri toplayın, yeşilliklere yayılın. Eylül, ekim güneşi, altın gibi değerlidir, yüzünüzü dönün. Pek bilmediğiniz, dinlemediğiniz bir müzik türüne sokulun. Tadın. Hep üşenilen, lafı edilen ama yapılmayan bir şeyi yapın. On senedir konuşmadığınız birini arayın. ( Pazarlık payı beş sene de olabilir.) Yer yatağında uyuyun, yer sofrasında yemek yiyin. Bir yemeği ilk defa yapın. Mutlaka mizah… Bir karikatür derleme kitabı alın, paraya kıyın birkaç tane alın. Gülmeyi bilen, seven ve şartlara bağlamayan insanlara yakın durun. Onlardan, en azından zarar gelmeyeceği kesin. Bir şeyden korkmayın ama mutlaka “temkin” diyorsanız, yalandan korktuğunuz kadar korkaktan korkun. Ve bu hayatta ilk önce, yanınızda suçluluk duyan birinden kaçın, bir daha da dönüp bakmayın. İster erkek ister kadın olun, annenizi öpün, koklayın. Sarılın. Annesine güzel sarılamayan, çocuğuna da sarılamaz. Sizi kıran, üzen, kızdıran şeyleri düşündüğünüzde, bir yola girmiş oluyorsunuz ve orası hep dikenli… Bütün kötü düşüncelerin bir dakika ömrü var. Derin bir nefes, hayatın kısalığı, yaşadığınız bir güzel an, onları kovmaya yeter. Yola çıkın.
Banu Katipoğlu |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
| Anasayfa |
| Arama |
| Bize Ulaşmak İçin |
| Forum |
| Etkili İnsan olmak |
| İletişim Becerileri |
| Yaklaşımı Denetleyebilmek |
| Stres Yönetimi |
| Motivasyon |
| Kişilik Testleri |
| Esra Bulutlar |
| İçimizden Biri Yazdı.. |
| Bilge Hikayeleri & Metaforlar |